5 Nisan 2012 Perşembe


Fenilketonüri hastalığı
 
Çocukta zeka geriliğine neden olan Fenilketonüri, erken tanı ile tedavi edilen bir hastalık olup, teşhis için doğumun ilk üç gününde topuktan alınacak bir damla kan yeterli.  



FENİLKETONÜRİ NEDİR?
   

Kalıtsal bir metabolik hastalık olan fenilketonüri, toplumumuzda hala yeterince bilinmemekte ve bir çok çocuğun ömür boyu özürlü kalmasına sebep olmaktadır. Bu konuda sağlık kuruluşlarına ve hekimlere ailelerin uyarılması konusunda büyük görev düşüyor. Bir damla kan ile bu hastalığın önlenmesi mümkün...

Fenilketonüri kalıtsal bir metabolik hastalıktır. Bu hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir amino asidi metabolize edemezler, sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan fenilalanin ve onun artıkları çocuğun gelişmekte olan beynini harab eder ve ileri derecede zeka özürlü olmasına, sinir sistemini ilgilendiren daha bir çok belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.

Hayatın ilk bir kaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekleri sağlıklı bebeklerden ayıran özellikler fark edilemez.Tedavi edilmeyen fenilketonürili çocuklarda 5-6 aylardan sonra zekadaki gerileme belirgin hale gelir. Akranlarından farklı olarak oturma, yürüme ve konuşma gibi becerileri kazanamazlar. Beyin gelişimleri normal olmadığından başları da küçük kalır. Bazı fenilketonürili çocukların saç ve gözleri anne ve babalarınınkine göre daha açık renkte olabilir. Fenilketonüri aileden gelme bir hastalıktır. Fenilketonürili çocuğun anne ve babasında fenilalanin hidroksilaz enzimi yapımından sorumlu biri normal biri bozuk iki gen vardır. Anne ve babasından bozuk genleri alan bir çocuk fenilketonüri hastalığı ile doğmaktadır. Anne ve babasından bir bozuk gen alan çocuk ise anne ve babası gibi hastalığı taşır, ancak hastalık belirtisi göstermez. Anne ve babasının her ikisinden de sağlam genleri alan bir çocuk ise tamamen sağlıklıdır. Anne ve baba taşıyıcı olduğunda her çocuğun fenilketonüri olma olasılığı % 25 gibi yüksek değerlere ulaşır.

Hastalığa ülkemizde daha sık olarak rastlanıyor

Fenilketonüri Amerika'da ve bir çok Avrupa ülkesinde her 10.000-30.000 yenidoğanda bir görülmesine karşın ülkemizde 3.000-4.000 yenidoğanda bir görülmektedir. Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü bir ülkedir. Her yıl ülkemizde 350-400 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır. Her 20-25 kişiden birinin hastalığı taşıyor olması ve ülkemizde akraba evliliklerinin yüksek oranda yapılması hastalığın sık görülmesine neden olmaktadır. Hastalığın yeterince bilinmemesi zeka geriliği gösteren hastaların bu hastalık yönünden incelenmesi ve ebeveyne gerekli danışmanın verilmemesi hatalı gen yaygınlığını arttırmaktadır. Akraba evliliği hastalığın görülme sıklığını artırıyor olsa da, akraba olmayan bireylerin de çocukları hastalıklı doğabilir. Çünkü Türkiye'de her 100 kişiden 4 ü bu hastalık açısından taşıyıcı durumundadır.

Fenilketonüri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke gıdalar ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisinde fenüalanini çok azaltılmış ya da fenilalanin içermeyen özel ve ilaç niteliğinde mamaların ve tıbbi ürünlerin kullanılması gereklidir. Tedavi en az beyin dokusunun en hızlı geliştiği hayatın ilk 8-10 yılı boyunca çok iyi şekilde uygulanmalıdır.

Fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin, beyni etkilenmeden, erken olarak tanımlanması çok önemlidir. Bu amaçla geliştirilmiş her yenidoğan çocuğa uygulanabilecek pratik, ekonomik bir test vardır. Hayatın ilk günlerinde bebek en az 24 saat beslendikten sonra özel bir filtre kağıdına alınan 2 damla kan teşhis için yeterlidir. Hasta bebek hayatın ilk günlerinde tanımlandığında uygun diyet tedavisi ile zeka geriliği önlenebildiği için gelişmiş ülkelerde tüm yenidoğanların fenilketonüri yönünden taranması zorunluluğu vardır.

Fenilketonüri hastalığına bağlı zeka geriliğinin önlenmesi amacı ile faaliyetlerde bulunan "Fenilketonürili Çocukları Tarama ve Koruma Derneği" Sağlık Bakanlığının organizasyonu ile ülkemizde doğan her çocuğun bu hastalık yönünden taranması için çaba sarf etmektedir. Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde faaliyet gösteren dernek merke İstanbul ve İzmir dışındaki 79 ilde, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi bünyesindeki dernek şubesi İstanbul ilinde, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki İzmir şubesi ise İzmir ilinde tarama programını yürütmektedir. Günde 6000-7000 civarında kan örneğinin tarandığı merkezlerde, hastalıklı bulunan çocuklarda hemen tedaviye geçilmektedir. Bu hastalığın zamanımızdaki tek tedavi yolu fenilalaninden kısıtlı diyettir ve bu diyet tedavisinin aile, metabolik hastalıklarda uzmanlaşmış çocuk hekimi, diyet uzmanı ve laboratuar uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından izlenmesi gerekmekte bu tedavi ile çocuğun normal gelişmesini sağlanmaktadır.

Annenin ilk çocuğu hastalıklı olarak doğmuş ise ikinci bebeğin daha anne karnında iken hasta olup olmadığının belirlenmesi yani anne karnında erken tanı mümkün olabilmektedir.

1986 yılında Ankara'dan başlayan tarama yıllar içinde ülke çapında genişletilmiştir. Şu anda Türkiye genelinde doğan bebeklerin % 50 sine ulaşılmakta ve bu bebekler hastalık açısından taranmaktadır. Diğer yüzdeye de ulaşılabilmesi için organizasyonu kırsal bölgelere de ulaştırması gereklidir. Amaç her doğan bebeğe ulaşmak ve tanı konan her vakaya tedavi şansı vermektir. Dış alım yolu ile sağlanan hastalığın tedavisinde kullanılan özel diyet ürünlerinin temini özellikle sosyal güvencesi olmayan hastalarda sorun olmaktadır.
Frajil X Sendromu Yazdır e-Posta
Frajil x sendromu zeka geriliğinin en sık rastlanan sebeplerinden biridir. Bu hastalık daha çok erkek çocuklarında ortaya çıkar. Hastalıkta kızlar ise daha çok taşıyıcı rol üstlenir. Hastalık 1000-2000 erkek çocuk doğumunda bir görülür. Kızlarda görülme sıklığı çok daha düşüktür (1/4000). Kızlarda taşıyıcı olma oranı 250 de bir iken, erkeklerde 800 de birdir. Hastalık erkek çocuklarında çok ağır seyrederken kızlarda daha hafif seyreder.

Belirtileri nelerdir?
  • " Zeka geriliği, öğrenme güçlükleri,
  • " Dikkat eksikliği ve hiperaktivite
  • " Sıkıntı, depresyon ve uyum bozuklukları
  • " Otistik davranışlar (%15-20); zayıf göz teması, tırnak yeme, sosyal ilişki kuramama, el çırpmalar, garip hareketler
  • " Davranış bozuklukları " Konuşmada gecikme
  • " Uzun yüz, geniş kulaklar, düz tabanlık
  • " Özellikle parmaklarda daha belirgin olmak üzere esnek eklemler (hipermobilite)
  • " Sara nöbetleri (%25)
  • " Şaşılık
  • " Büyük testisler
  • " Zayıf kas tonusu
  • " Kalp kapakçıklarında bozukluk olabilir.
Tedavisi
Frajil x sendromunun tam anlamıyla bir tedavisi yoktur. Taşıyıcıların kan testleri ile tespit edilmesi mümkündür. Akraba evliliklerinin önlenmesi gerekir.

Davranış bozukluklarına yönelik tedaviler. Konuşma ve dil bozukluklarının tedavisi gerekir.
Dil ve Konuşma Bozuklukları


Aileler kliniğe, genellikle çocuklarının konuşamaması ya da konuşma zorluğu çekmesinden yakındıkları için başvururlar. Çocuğun geç konuşması, konuşurken sesleri doğru söyleyememesi ya da takılması, ailenin dikkatini çekmekte ve onları endişelendirmektedir. Oysa, bu alanda çalışan uzmanlara göre, dil ve konuşma birbirinden ayrı iki olgudur; hatta her ikisi de iletişim kavramının bir parçasıdır. Bozukluklardan söz etmeden önce, bu kavramları tanımlamak gerekir. 


İletişim, Dil ve Konuşma

İletişim, bilgi ve düşüncelerin değiş-tokuş sürecidir. İletişimin gerçekleşebilmesi için bilgilerin bir biçimde kodlanması (balinaların şarkıları, sözler, işaret dili, Mors Alfabesi, vb.), iletilmesi ve bu kodun da karşıdaki kişi tarafından çözülmesi, yani anlaşılması, gerekmektedir. Dil ve konuşma, iletişimin yalnızca bir parçasıdır. Yüz ifadeleri, jestler/mimikler, baş ve vücut hareketleri, göz teması gibi pek çok sözel olmayan iletişim biçimleri de vardır; bunlar çoğunlukla sözel iletişimi tamamlar ya da desteklerler. Çocukların çevreleriyle iletişimi, doğdukları andan itibaren, ağlama ve insan sesini tanıma davranışlarıyla başlar ve bir yaşam boyu değişerek, gelişerek sürer. Dil ve konuşmaysa ancak yaşamın birinci yılının sonuna doğru belirir.
Dil ise, sözel iletişimin kodlanmasının kuralları toplamıdır. Yani dil, bir kurallar bilgisidir. Kişi, öğrendiği bu kurallarla dil yapılarını üretir. Dilbilimciler bu kuralları beş ayrı grupta toplamaktadırlar:
Söz dizimi kuralları - Cümlelerin yapılarını ilgilendiren kurallar. Sözcüklerin sırası, ilişkileri, vb.
Biçim bilgisi kuralları - Sözcüklerin yapılarını ilgilendiren kurallar. Takıların kullanımı vb.
Ses bilgisi kuralları - Dildeki seslerin kullanımlarını ilgilendiren kurallar.
Anlam bilgisi - Kavram gelişimi ve sözcük dağarcığı.
Kullanım bilgisi - Dilin, farklı kişi ve durumlarda kullanım tarzını, yani sosyal uygunluğunu, belirleyen kurallar.
Kişiler bu kuralları biliyorlarsa, konuşamadıkları durumlarda da konuşulanları anlarlar ve okuma ve yazmayı öğrenirler. Yani kodu bilmektedirler, dolayısıyla duyunca ya da okuyunca, çözebilirler ve konuşma dışında yöntemlerle (okuma, yazma, işaret dili, vb.) sözel iletişimi sağlayabilirler.
Konuşma, dildeki seslerin, konuşma organlarının (dil, dudak, yumuşak damak, çene, ses telleri, vb.) hareketi sayesinde üretilmesine denir. Konuşma, organların, kasların, sinirlerin yapı ve işlevleriyle ilgili motor bir süreçtir. Dolayısıyla kişiler, dilin kuralları bilgisine sahip olup, duydukları ve okuduklarını anlayabildikleri halde, yapısal ve işlevsel yetersizlikler nedeniyle konuşmalarında sorun yaşayabilirler. Ancak, konuşma organlarında bir bozukluk olmadığı halde, dilin kuralları bilgisine sahip değillerse de, konuşmaları mümkün olmaz. Bu şekilde bir ayırım yapılınca, çocukluklardaki iletişim bozukluklarını da dil ve konuşma bozuklukları olarak ayrı ayrı incelemekteyiz.

 

 

Dil bozuklukları

Çocuklarda en yaygın olarak görülen, halk arasında gecikmiş konuşma olarak bilinen "Özgün Dil Bozukluğu"dur (ÖDB). Bu tanı, çocuklarda dil bozukluğuna neden olabilecek belirlenebilir bir neden olmadığı halde, dil performansında ciddi bir gecikme ya da bozukluk olduğu durumlarda konur. ÖDB gerçekten de çocukta dil gelişiminin gecikmesiyle kendini belli eder. Ancak geç konuşan ya da bazı sesleri doğru söyleyemeyen her çocukta ÖDB var demek yanlış olur. Bazı gecikmeler, hâlâ normal sınırlar içerisinde sayılmaktadır. Pek çok çocuk, konuşmaya geç başladığı halde, kısa zamanda yaşıtlarının düzeyine ulaşır. Bu konuda herhangi bir endişe varsa bir uzmana danışmakta yarar vardır.
ÖDB'li çocukların dili, yukarıda saydığımız dilin beş bileşkeniyle (söz dizimi, biçim bilgisi, vb.) incelenir. Bu incelemenin yapılması, hem dili anlama hem de ifade edebilme açısından gereklidir. Kimi çocuklar bu bileşkenlerden birkaçında, kimileriyse hepsinde bozukluk gösterebilirler. Özgün dil bozukluğu olan çocukların ileride okul sorunları ya da duygusal ve davranışsal sorunlarla karşı karşıya kaldıkları görülmektedir. Bu nedenle, bu çocukların mümkün olduğunca erken belirlenip yardım almalarında yarar vardır.
ÖDB dışında, çocukların dilin kurallarını öğrenmelerine engel olabilen başka bozukluklar söz konusu olabilir. Bunlardan biri işitme özürüdür. Çocuklar, çevrelerinde konuşulan dili işiterek öğrenirler. Zihinsel olarak ya da konuşma organları açısından normal oldukları halde, işitme engelli çocuklar, duyamadıkları için, dilin kurallarını öğrenmekte güçlük çekerler.
Zihinsel engelli çocuklar da dil öğrenmede zihinsel kapasiteleriyle sınırlıdırlar. Yani genellikle dilleri zihinsel durumlarından daha iyi olamaz. Zihinsel engelin sınırlılıklarına ek olarak, zihinsel engelli çocukların %50-60'ında ifade edici dil geriliği, %25'inde de dili anlama sorunları görülmektedir. Ayrıca bir dil sorunu söz konusuysa, zihinsel engelli çocuğun bu konuda yardım almasına gerek vardır.
Otistik çocukların da %50'sinde dil hemen hemen hiç gelişememektedir. Dil gelişimi sağlanabilenlerdeyse, engelin derecesine bağlı olarak, hafiften ağıra çeşitli dil sorunları görülmektedir. Otizmin sosyal etkileşimden kaçınma, aynılıkta ısrarcı olma, olayları karşıdakinin perspektifinden değerlendirememe gibi özelliklerine paralel olarak, otistik çocuklarda, "ekolali" olarak adlandırılan, karşıdakinin söylediğini tekrar davranışları, dilin kullanımında ve anlamlandırmada sorunlar yaratabilir.
Kazalar, düşme, hastalıklar, tümörler, vb. nedenlerle beyin travmasına uğramış çocuklardaysa, travmanın yeri ve şiddetine bağlı olarak, dil sorunları görülmesi olağandır. Bunlara ek olarak, kötü davranılmış ve örselenmiş çocuklarda, çevresel nedenlerden dolayı da olsa, dil gelişimleri açısından gerilik görülmektedir.

Konuşma bozuklukları
Konuşma bozuklukları, konuşma organlarının yapı ve hareketlerinin engellenmesinden dolayı da ortaya çıkar. Konuşma bozuklukları, konuşmadaki seslerin çıkarılmasında bozukluklar, konuşmanın akışında bozukluklar ve ses telleriyle ilgili bozukluklar gibi çeşitli biçimlerde kendini gösterebilir.
Gerek dil, yumuşak damak, çene vb. gibi organların yapılarında bozukluk, gerekse de hareketlerini sağlayan sinirlerdeki yetersizlik , kıvrak ve net hareketler gerektiren konuşmadaki seslerin çıkarılmasına engel oluşturacaktır. Biraz önce sözünü ettiğimiz beyin hasarı durumunda, dil bozukluğuna ek olarak konuşma bozukluğu da görülebilir. Bu durumda sesler çıkarılamayabilir ya da yanlış çıkarılır. Konuşmanın hızı normalden yavaş ve güçtür.

Kekemelik de konuşma akışındaki bozukluklara en yaygın örnektir. Kekemelikte, tekrarlar, duraklamalar ve ses uzatmalarıyla, konuşmanın akışı ve ritmi aksar. Ancak, bu davranışları her gösteren çocuk kekeme olacak diye bir kural yoktur. Okulöncesi dönemde, hece-sözcük tekrarları ve bazı uzatmalar, pek çok çocuğun normal olarak gösterdiği davranışlardır. Endişe duyulduğu zaman, bir dil ve konuşma pataloğuna başvurup bilgi almak en uygunudur.
Ses bozuklukları, gerek sinirsel, gerek yapısal, gerekse de ses telleri üzerinde oluşan patolojiler nedeniyle, konuşma için gırtlaktan çıkardığımız sesin tizliği, yüksekliği ve kalitesinde meydana gelen istenmedik değişikliklerdir. Beyin hasarı durumlarında, dil ve konuşma bozukluklarına ek olarak ses bozuklukları da görülebilir. Ancak çocuklarda en yaygın olarak görülen ses bozukluğu, çok bağırmak, gerilimli konuşma tarzı gibi sesin kötü kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan modüllerdir. Bunlar pek çok vakada rahatlıkla tedavi edilebilirler.
Dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar, uygun yöntemlerle değerlendirilip, içinde bulundukları özür grubunun niteliklerine göre, özel yöntemlerle tedavilerine başlanmalıdır. Erken müdahale, sorunların, içinden daha güç çıkılır bir durum almasını önleyecektir.

RETT SENDROMU
Rett Sendromu, dünyada çeşitli ırklarda ve etnik gruplarda, özellikle kız çocuklarında görülen nörolojik bir rahatsızlıktır. Bu sendromun erkeklerde de görülebileceği bilinmektedir. Fakat erkek ceninlerde bu durum genellikle, annenin düşük yapması, doğum anında ölüm veya anne karnında erken ölüm gibi durumlarla sonuçlanmaktadır.
RS, ilk defa Dr. Andreas Rett tarafından tanımlanmış, Dr. Bengt Hagberg ve çalışma arkadaşları tarafından 1983 yılında yayınlanan raporla, bir hastalık olarak dünya çapında tanınmıştır.
RS’li çocuklar, 6-18 aylık olana kadar normal veya normale yakın bir gelişim gösterirler. Bu süreden sonra çocuk, geçici durgunluk veya gerileme sürecine girer, iletişim kurma becerisini yitirir ve ellerini bir dilek dilermişçesine birbirine kenetler. Hemen ardından stereotipik el hareketleri, yürüyüş bozuklukları ve kafa gelişiminde gözle görülebilir bir yavaşlama ortaya çıkar. Nöbet geçirme, uyanıkken düzensiz soluk alıp verme gibi problemler de karşılaşılabilinir.

Rett Sendromu(RS) hakkında genel bilgileri sıralarsak;
  • Nörolojik bir rahatsızlıktır. Otizm, beyin felci veya spesifik olmayan gelişme bozuklukları gibi teşhisi çok zordur,
  • Dünyadaki çeşitli ırklarda ve etnik gruplarda rastlanmaktadır,
  • İlk defa 1964 yılında, Dr. Andreas Rett tarafından tanımlanmıştır. Dünya çapında tanınması ise Dr. Bengt Hagberg’in konuyla ilgili İngilizce yayınından sonra gerçekleşmiştir,
  • X kromozomu üzerinde bulunan MECP2 geninin kusurlu olmasından dolayı oluşur,
  • Özellikle kız çocuklarında görülür. Bunun sebebi; erkeklerin 1 adet X, bir adet Y kromozomu taşımaları, oluşumda X kromozomunun kusurlu olanını kompanse edebilecek yedeği olmaması ve böylece MECP2 mutasyonunun erkek fetusun ölümüne yol açmasıdır. Kızlar ise erkeklerden farklı olarak 2 adet X kromozomu taşırlar,
  • Şimdilik, her 23 binde 1 doğumdan, 10 binde 1 doğuma kadar varan sıklıkla ortaya çıktığı bilinmektedir. En son keşfedilen genetik kanıtlarla bu sayı daha da artmış olabilir,
  • 6-18 aya kadar bebeğin gelişimi normaldir,
  • Rahatsızlık konuşma yeteneğinin ve el becerilerinin kaybına sebep olur. Baş büyümesinde yavaşlama ve sürekli tekrarlayıcı el hareketleri, el becerilerinin kaybı ve ellerini amaçlı kullanamama meydana gelir. Denge bozukluğu ve yürümede bozulma başlar,
  • Bu el hareketleri; el yıkama, el bükme, eli bir yere hafifçe vurma, el çırpma, eli ağıza götürme gibi şekillerde kendini tekrar eder ve zamanla değişebilir,
  • Nöbet, nefes alma bozuklukları, diş gıcırdatma ve bel kemiğinin S şeklini alması (skolyoz) gibi problemler de ortaya çıkabilir,
  • RS’in bir ailede sadece bir kere ortaya çıkma durumu %99.5’tir,
  • Hastalığa veya komplikasyona karşı alınacak önlemler, çocuğun yetişkin yaşlara kadar hayatta kalmasını sağlar.

 SPASTİK ÇOCUK NEDİR ?
Spastik Çocuk, beyninde doğum öncesi, doğum veya doğum sonrası yaşamın ilk yıllarında kalıcı hasar meydana gelmiş, buna bağlı olarak başta hareket güçlüğü ve kaslarda spastisite dediğimiz sertlik görülen çocuklardır. Uluslararası dilde bu tablo "Cerebral Palsy" olarak isimlendirilir. Sara (epilepsi), zeka problemleri ve zaman içerisinde iskelet problemleri sıklıkla tabloya eşlik eder.

Spastisite kelimesinin kökeni yunanca spastikos (çekmek) kelimesinden gelir. Pasif kas gerilmesine direncin arttığı bir kas kıvamı sorunudur. Sanıldığının aksine çok yaygın bir hastalıktır ve şimdiye kadar çeşitli branşlarca, çoğunlukla başarısız bir şekilde, tedavi edilmeye çalışılmıştır. Çağdaş tıbbın gelişmesi bu konuda da bir çok yeniliğe olanak sağlamış ve beyin cerrahisi uzmanları her geçen gün bu hastalığın tedavisinde daha etkin olmaya başlamışlardır. 
Spastik Çocukların Görülme Sıklığı Nedir?
Yapılan araştırmalarda, Spastik çocukların toplumlarda %0.2-1 arası değişik oranlarda görüldüğü bildirilmiştir. Toplumsal gelişmişlik düzeyi yükseldikçe, bu oran bir dereceye kadar azalmakta ise de, tıptaki gelişmeler ve riskli bebeklerin de yaşatılabilmesi nedeni ile bu oran daha aşağılara düşürülememektedir. Ülkemizde bu oranın %0.8 olduğu bildirilmiştir.

Spastik Çocuklar Kaç Tiptir?
Spastik çocuklar, meydana gelen hareket bozukluğunun vücutta tuttuğu yere ve şekline göre çeşitli formlara ayrılırlar. En sık görülen tip, klasik spastik tip olup, bunlarda kollar ve bacaklar çeşitli derecelerde tutulur. Hafif formlarında hastaların sadece bacakları etkilenir. Bu çocuklar geç yürür ve yürürken daha çok ayak uçlarına basarlar, kolları daha serbesttir. Daha ağır formlarında bacakların üst kısmı ve kollar da olaya katılır, yürüyüş ya çok gecikir ya da hiç yürüyemezler. Ağrı formlarında çocuk tamamen yatağa bağlı haldedir, oturması ve dönmesi dahi mümkün olamaz. Bunların bir kısmında vücudun sadece bir tarafında bozukluk olup bunlara hemiplejik tip de denir. Atetoid tip denilen bir başka formunda tablo, kol ve bacaklarda istemsiz,ani veya uzun süreli kasılmalar şeklindedir. Bir kısım çocuklarda ise denge ve hareketlerin koordinasyon bozukluğu ön planda olup bunlar ataksik olarak adlandırılırlar.


Spastik Çocuk Tanısı Nasıl Konur?
Spastik Çocuk tanısı, özellikle riskli bebek olarak adlandırdığımız, zor doğum, erken doğum, düşük doğum ağırlığı olan bebeklerde, doğum sonrası küvöz bakımı gerekmiş bebeklerde, gebeliklerinde ciddi tıbbi sorun yaşamış annelerin bebeklerinde, yaşamın ilk yıllarında gelişmelerinde bir aksama veya gerileme gözlemlenen bebeklerde, aile veya bebeği takip eden hekim tarafından diğer çocuklardan belirgin farklılıkları tesbit edilerek, şüphelenilmesi ile başlar. Tanıyı, bu konuda deneyimli çocuk nörolojisi uzmanı koyar. Spastik çocuk tanısında başlıca yardımcı tanı yöntemi beyin MR'ıdır.

Spastik Çocuk Tedavisi Nasıl Yapılır?
Spastik çocukların tedavisi, klasik anlamda bildiğimiz tedavilerden çok farklıdır. En başta, bu tedavi yaklaşımı bir ekip işidir, bu konuda çalışan ve sahalarında uzmanlaşmış, deneyimli kişiler tarafından yürütülür. Spastik çocukların tedavi planlaması yaşam boyu devam eden bir süreçtir.Bu süreçte başlıca çocuğun rehabilitasyonu , özel eğitim, varsa tıbbi sorunlarının ilaçla tedavisi ve zamanla gelişebilecek sorunlara müdahale etmek amaçlı cerrahi tedaviler şeklindedir. http://www.hamilebilgi.com/spastik_cocuk.html
 
Down Sendromu
Sebepleri:
Down Sendromu,erken fetal gelişim (bebeğin anne rahmindeki gelişimi) esnasında anormal hücre bölünmesinden kaynaklanır.

Down Sendromu,erken fetal gelişim (bebeğin anne rahmindeki gelişimi) esnasında anormal hücre bölünmesinden kaynaklanır. Tıp uzmanları bu hastalığın çoğunlukla hamilelikten önce veya hamilelik esnasında kadın yumurtasında başladığına inanmaktadır. Bu anormallik daha az sıklıkla da olsa spermde meydana gelir. Hücre bölünmesindeki bu anormalliğin sebebi ise bilinmemektedir.
Farklı gruplar halinde bir araya gelen genler kromozomu oluştururlar. Bir çocuk normalde anne ve babasından 23er gen alır. Down Sendromu ile irtibatlı anormal hücre bölünmesi ilave genetik materyallerin, genellikle de fazla kromozomun meydana gelmesine neden olur. Down Sendromunun türü de bir kişinin fazla gen parçası meydana getiren hücre sayısına bağlıdır. Translokasyon Down Sendromu çeşidi, bazen genetik olarak aileden geçer.

Nasıl Yaşanır:
Down Sendromu beraberinde pek çok problemi getiriyor olmasına rağmen, kendisinde bu durum bulunan kişilerin çoğu kendilerini yetiştirmekte ve sağlıklı, mutlu ve üretken bir hayat sürmektedirler.

Down Sendromu beraberinde pek çok problemi getiriyor olmasına rağmen, kendisinde bu durum bulunan kişilerin çoğu kendilerini yetiştirmekte ve sağlıklı, mutlu ve üretken bir hayat sürmektedirler.
Yaşanan zorluklar genellikle zihinsel engellilikle ve sağlık problemleriyle alakalıdır. Down Sendromlu kişiler hipertiroidizm gibi hastalıklara ya da işitme kaybı ve solunum yolları enfeksiyonu gibi sağlık problemlerine karşı duyarlı olurlar.
Siz de sürekli sevgi göstererek ve kaynaklar tahsis ederek çocuğunuzun büyüyüp gelişmesine yardımcı olabilirsiniz. Bu arada, profesyonel bir tıbbi bakım ekibi tarafından rutin tıbbi bakım temin edin. Aynı zamanda çocuğunuzu egsersiz ve diğer çocuklarla etkileşime geçmeye cesaretlendirecek öğrenme ve faaliyet ortamı sağlayarak da çocuğunuza yardım etmek durumundasınız.
Belirli etkiler çocuktan çocuğa farklılık gösterse de, Down Sendromuyla alakalı genel bilgilere aşina olmak size faydalı olabilir. 

Eğitimleri:

Down Sendromlu çocukların büyüme ve gelişimleri, diğer çocuklarda olduğu gibi genetik yapı, çevre koşullan ve çocuğun duyu-hareket gelişimi, kişilik oluşumu ve öğrenme alanlarındaki yetenekleriyle değerlendirilir.
Hareket Gelişimi
Down Sendromlu çocuklarla normal çocuklar arasındaki en belirgin gelişimsel fark; gelişim hızı ve düzeyiyle ilgilidir; yani aynı gelişim basamakları farklı hızla tırmanılır. Örneğin hareket gelişiminin temel göstergelerinden olan emekleme, ayakta durma, sıralama ve yürüme gibi aşamalara, Down Sendromlu çocuklarda daha uzun sürede ulaşılır. Başka bir organik sorunu olmayan Down Sendromlu çocuklar, 2 ya da 3 yaşında yürüyebilirler.
Zihinsel Gelişimi
Down Sendromlu çocukların zihinsel gelişimi, genelde 2-7 yaşındakilerin gelişim düzeyindedir. Ancak, erken başlanan sürekli eğitim, bu yaş sınırını daha üst basamaklara taşıyabilmektedir. Bu çocukların dikkat süreleri kısa, bellekleri zayıftır. Soyut kavranılan öğrenmede çok zorluk çekebilirler. Yürüdükten bir-iki yıl kadar sonra konuşurlar. İlk sözcükleri 3 yaş civarında kullanmaya, cümle kurmaya 6 yaş civarında başlarlar. Alıcı dil gelişimleri (kendisine söylenenleri anlama), ifade edici dil gelişim düzeyinden (bağımsız konuşabilme) daha yüksektir. Sosyal gelişimleri, zihinsel gelişimlerinden genellikle iki-üç yıl öndedir.Bu nedenle çoğu kez olduklarından zeki görünebilirler. Çevreleri ile uyumlu ilişkiler kurabilirler. Problemlerine özgü karakteristik özellikler gösterirler.
Sosyal Gelişimi
Sevimli, neşeli, dünyayla barışık, karşısındakilerin yaşı-konumu ne olursa olsun hemen yakınlık kurabilen, ama buna karşın inatçı, istemediği buseyi yapmayan, kendi yapabileceği bir işi başkasına yaptırmaya eğilimlidirler. Bunun için anne ve babanın çocuğu aşırı bir biçimde koruması, adeta onun eli-ayağı olması gelişimini yavaşlatacaktır. Gerektiğinde fırsatlar vererek, eğitimciyle paralel bir şekilde uygulamaları evde tekrar etmek yararlı olacaktır. Anne ve babanın tutarlı olması, alınan kararların uygulanması çocuğun kişilik gelişiminde çok önemli bir yer tutmaktadır.

Beceri Gelişimi
Down Sendromlu çocuklar sağlık sorunları olmazsa, eğitimde çok alıcı olabilen çocuklardır. Ödül kullanma eğitimlerinde çok etkili olabilir. Büyük kas becerileri, öz bakım becerileri, algı-dikkat-taklit-kavram becerileri ve sosyal becerileri sistemli ve uyumlu bir çalışmayla belirli bir seviyeye getirilebilir. Ama, dil gelişimleri geç ve zor ilerleyecektir. Bu konuda aile üyeleri sabırlı, hoşgörülü olmak, çok ısrarcı olmamalıdır.
EĞİTİMLERE ERKEN BAŞLANMASI

Down Sendromlu çocuklar, yaşamlarının ilk haftalarından itibaren sevgi, şefkat, bakım ve çevresel uyarıcılara karşı duyarlıdırlar. İlk günlerden başlayarak, bebeğe uygulanacak duyu-hareket gelişimini destekleyici etkinliklerin planlaması ve sürdürülmesi, gerek bebeğe gerekse aileye büyük yarar sağlar. Bebeklikte hareket gelişimini destekleyici egzersizlerle görsel-işitsel uyarıcılar, bu dönemde uygulanabilecek en uygun destekleyici etkinliklerdir. Anneyle bebek arasındaki sıcak ilişkinin gelişim ve eğitimdeki önemi büyüktür. Anne, bebeğini sık sık kucağına almak, onunla yaptıkları hakkında konuşmalıdır. Hiçbir uzman çocuğun belirli bir düzeye ulaşmasına tek başına yardımcı olamaz. Bu düzeyi yakalamanın birincil koşulu anne ve babanın eğitime katılımıdır. Belirli becerilerin kazandırılmasına yönelik etkinliklerin günde iki kez 10-15 dakika sürdürülmesi yeterlidir. Yoğun eğitim çocuk-ebeveyn ilişkisinde gerginlik yaratabilir. Aşırılıklardan kaçınılmalıdır. Ancak örneğin; hareket kapasitesi çok sınırlı olan bir çocuğun çevresini tanıma ve dünyayı algılaması son derece yetersiz olduğundan gelişiminin hızlı olması beklenemez. Yoğun eğitim, gelişim durakladığı ve belirgin bir sorun çıktığı zaman uygulanmalıdır. Sorun ortadan kalkınca normal eğitim programlarına geçilmelidir.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİMLERİN ÖNEMİ
Erken eğitimle işitme ve görme sorunlu Down Sendromlu bebeklerde bu şikayetler biraz olsun düzeltilebilir. Kas gevşekliği bebek jimnastiği ile azaltılabilir. Erken eğitim bebeklerin daha neşeli ve güvenli olmalarını sağlar. Eğitim alan çocukların ayağa kalkma, yürüme gibi becerileri, eğitim almayanlara göre daha önce gelişir, özbakım becerileri kazanmaları da hızlanır. Gelişiminin çok iyi gitmesi, çocuğun geleceği hakkında kesin tahminlerde bulunmak için yeterli olmayabilir. Gelişim hızı bebeklikten çocukluğa geçişte düşme gösterebilir. Bu düşüş çocuğun gelişiminin durduğu ve ya gerilediği anlamını taşımaz. Zihin ve gelişim yaşının, takvim yaşından daha yavaş ilerlemesi bu düşüşün temel nedenidir. Erken eğitim almayan bebeklerde, gelişim ilerlemesi daha yavaş olacaktır. Bebeklikte ve ilk çocukluk yıllarında düzenli ve sistemli bir şekilde eğitim alan çocuklar, okul öncesi eğitim kurumlarına devam etmeye hazır hale gelebilirler.
 
BİREYSEL VE GRUP EĞİTİMLERİ

Sürekli hareket yeteneğine kavuşmuş hafif (50-70 IQ) veya orta derecede (30-50 IQ) zihinsel gelişim geriliği olan Down Sendromlu çocukların, kurumlarda yaşıtlarıyla beraber grup eğitimi almaları, gelişimini olumlu yönde etkiler. Hafif derecede zihinsel gelişim geriliği olan Down Sendromlu çocuklar, birçok beceriyi normal yaşıtlarından genellikle iki-üç yıl sonra kazanırlar. Eğitimlerinin temel hedefleri dikkat gelişmesi, komut alma, hareket gelişimi ve grup içi iletişim olmalıdır. Down Sendromlu çocukların eğitiminde müzik, sanat, oyun ve dramanın özel önemi vardır. Bu çocukların müziğe karşı duyarlılıkları fazladır. Ses ve hareket ritmi büyük oranda ilgilerini çeker. Davul ve zil çalmak, şarkı söylemek, dans etmek onları en fazla neşelendiren etkinliklerdir. Müzik ve dansın eğitim programlarında etkin bir şekilde kullanılması dil gelişimini desteklemesi açısından yararlıdır. Sanat çalışmaları down Sendromlu çocukların sosyalleşmelerini ve zihinsel yeterliliklerini geliştirdiği gibi, el-göz eşgüdümünü de sağlar, kalem veya fırçayı uygun şekilde tutabilme,makas kullanma gibi beceriler, küçük kasların kontrol edilebilmesine önayak olur ve göz ile elin eşgüdümlü çalışmasını destekler. Böylece çizimlerini belirli bir düzeye kadar getirmek mümkündür.

 
OYUN VE  GELİŞİME ETKİSİ
Genelde oyun, özellikle de hayal oyunları çocukların gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir. Down Sendromlu çocuklar oyunları kendi başlarına başlatamazlar. Oyun alışkanlığının kazanılmasında yetişkinin yardımına ihtiyacı vardır. Down Sendromlu çocukların bir kısmı normal ilkokullara gecikmiş bir .yaşta da olsa başlayabilmektedirler.
 
DAHA FAZLA İLGİ, ÖZEN VE ANLAYIŞ!

Unutulmamalıdır ki, Down Sendromlu bir çocuğa sahip olmak, annenin veya babanın suçu değildir. Yapılacak şey, normal çocuklara oranla biraz daha fazla ilgi, özen ve anlayış göstermektir. 
 

Otizm ve Özel Eğitim

Çocuğunuzun eğitim hakkı var mı?



Her çocuğun olduğu gibi sizin çocuğunuzun da beslenme, barınma, oyun, tıbbi bakım ve eğitim hakkı vardır. Çocuğunuzun eğitim hakkı, anayasa ve kanunlarla belirlenmiş, güvence altına alınmıştır. Anayasamizin 42. maddesi ‘Hiçbir birey eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz der. Bu sizin çocuğunuz için de geçerlidir. Anayasamızın 41., 42., 49., 50., 60. ve 61. maddeleri engelli bireylerle ilgili düzenlemelerin çerçevesini çizmektedir. Devletimiz, her çocuk için (buna sizin çocuğunuz da dahil) ihtiyaçlarına en uygun eğitimi ücretsiz vermekle yükümlüdür. Özel Eğitim Hizmetlerinden Yararlanmak için İzlenmesi Gereken Yol Haritası Eğer çocuğunuzun gelişiminde bir aksilik olduğundan kuşkulanıyorsanız, en kısa zamanda bu kuşkularınızla ilgili uzman görüşü almalısınız. Bu kuşkularınızı, çocuk doktorunuz, sağlık ocağı personeli ile paylaşabileceğiniz gibi doğrudan çocuk ruh sağlığı uzmanlarına yada çocuk nörologlarına başvurabilirsiniz.
Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek kişiler, çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu uzmanlar aynntıh değerlendirme yaparak, çocuğunuzda otizm olup olmadığını, otizmin derecesini, zeka ve gelişim düzeylerini tespit ederler.
Çocuğunuz otizm tanısı alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu düzenlemeye yetkili bir sağlık
kuruluşuna başvurmalısınız. Bundan sonraki adım eğitimin planlanmasıdır. Her çocuk gibi sizin çocuğunuzunda eğitim hakkı vardır. Bu haktan yararlanabilmek için yaşadığınız yere en yakın Rehberlik Araştırma Merkezi’ne (RAM) başvurarak, çocuğunuzun hangi eğitim ortamında eğitim görmesinin uygun olacağı konusunda görüş almalısınız. Burada çocuğunuz Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu tarafından eğitsel değerlendirme ve tanılamaya tabi tutulacak ve çocuğunuzun uygun eğitim ortamına yerleştirilmesi kararlaştırılacaktır.

Eğitim ortamları

1. Kaynaştırma: Kaynaştırma, özel eğitim gerektiren çocukların eğitimlerini normal gelişim gösteren çocukların devam ettiği resmi veya özel okullarda sürdürmeleridir. Okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında kaynaştırma eğitimi alınabilir. Kaynaştırma eğitimi tam zamanlı (okuldaki zamanın tamamı normal gelişim gösteren akranlarla birlikte geçirmek) ve yarı zamanlı (okuldaki zamanın bir bölümünü özel eğitim sınıfında geçirmek) olarak planlanabilir.
2. Özel Eğitim Sınıfı: Resmi ve özel okulların bünyesinde özel eğitim gerektiren öğrenciler için açılan sınıflardır. Otizmli çocuklar için açılan sınıflar en fazla 4 kişi olmalıdır.
3. Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi (OÇEM): Zorunlu öğretim çağında olup normal ilköğretim programlarına devam edemeyecek durumda olan otistik çocuklar için açılan merkezlerdir. Bu merkezlerde üst yaş sınırı 14′tür.
4. Otistik Çocuklar İş Eğitim Merkezi: İlköğretimini tamamlayan, genel ve Mesleki ortaöğretim programlarına devam edemeyecek durumda olan ve 21 yaşından gün almamış otizmli bireyler otistik çocuklar iş eğitim merkezlerine devam edebilirler. Bu merkezlerde, akademik bilgi ve becerilerin yanında iş eğitimi uygulamaları da yer alır.
Otistik Çocuğa Yönelik Etkili Bir Eğitim Programının Taşıması Gereken Temel Özellikler Nelerdir?

Otistik çocuklarda kullanılan pek çok eğitim ve sağaltım yöntemi vardır. Bu programlarda, aşağıda sıralanan özelliklerin tümüne yakınını görmek olasıdır :
Erkenlik: Eğitimi üç yaştan önce başlatmak.
Yoğunluk: Haftada beş gün ve en az 25 saat, yılda 12 ay eğitim vermek.
Oturum süresi: Özellikle küçük çocuklarla çalışırken 15-20 dakikalık kısa eğitim oturumları düzenlemek.
Bireysellik: Çocuğun bireysel gereksinimlerini karşılayabilmek için, bire bir ve küçük grup eğitimine
yer vermek.
Program içeriği: İşlevsel iletişim becerilerinin, sosyal becerilerin ve oyun becerilerinin
kazandırılmasına ve uygun olmayan davranışların azaltılmasına büyük ağırlık vermek.
Kaynaştırma: Belli sürelerle de olsa, normal gelişim gösteren çocuklarla birliktelik sağlamak.
Değerlendirme: Çocuğun gelişimini, diğer bir deyişle verilen eğitimin etkinliğini sürekli
değerlendirmek.
Aileler: Aileleri etkin olarak eğitim sürecine katmak.

Özel Eğitim Giderlerinin Karşılanması

Ülkemizde resmi eğitim kurumlarında verilen eğitim ücretsizdir ve devlet tarafından karşılanır. Ancak, özel özel eğitim kurumlarında verilen özel eğitim hizmetleri ücrete tabidir. Bu ücretin belli bir bölümü de devlet tarafından karşılanır. Çocuğunuzun bir özel, özel eğitim kursundan eğitim alabilmesi, aynca, bu hizmetin bedelinin devlet tarafından karşılanması için de RAM’a başvurmanız gerekir. RAM’lar tarafından düzenlenen Özel Eğitim Değerlendirme Kurul Raporu ile bireysel ve grup eğitimi için destek ödeneği alabilirsiniz.  

GÖRME ENGELLİLERİN EĞİTİMİ



Görme engelli bireylerin çevrelerini algılamaları ve bilgi toplamaları saglam
kalan duyularına dayalı olmaktadır. Görme engelli bireyler dokunma duyularından
genis ölçüde yararlanmaktadırlar. Bu duyunun kullanılması ise bu bireylere uygun özel
egitim yöntemlerine dayalı olarak kazandırılması gerekmektedir. Görme engelli
bireylerin çevreyi ve çevredeki uyaranları algılamada önemli olan bir diger duyum
organları isitmedir. _sitme duyusu bu bireylerin sosyal iliskilerini sürdürmede önemlidir.
Ancak çevrede sürekli olarak sesli uyaranları bulmak her zaman mümkün degildir. O
halde görme engelli bireylere götürülecek yasantılarda sesli uyaranlara da yer vermek
gerekmektedir. _nsanlarla iletisim kurmada kullanılan konusma becerisine sahip
olmaları da görme engelliler için bir avantaj gibi görülebilir.
Görme engelli bireyler, tüm diger engellilerde oldugu gibi bazen engellerinden
bazen de toplumun anlayıssız tavrından dolayı engellerini daha fazla hissetmekte ve olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu olumsuz etkilenmeyi en aza indirgemek veya
bunlarla bas edebilme becerisini kazandırmak için küçük yastan itibaren egitime
alınmaları gelisimleri açısından önemlidir.
Görme engeli dogal olarak bagımsız hareketi kısıtlamaktadır. Bunun göz önünde
tutularak, egitim programlarında yogun olarak islenmesi ve mümkün oldugunca erken
yaslarda baslanması gerekmektedir. Bu çocukların:
_ Kavramsal gelisimde ya da bilissel yeteneklerde gecikme gözlenebilir.
_ Özellikle soyut düsünmeyi gerektiren becerilerde daha basarısız olabilirler.
_ Alan kavramını vermek güçtür. Alana iliskin bilgiler daha çok dokunma
duyumu aracılıgıyla kazanılmaktadır.
_ Görme yetersizliginden kaynaklanan eksiklikleri diger duyu organlarını
kullanarak telafi etmeye çalısırlar.
_ Dikkat yogunlastırma, ince ayrıntıları fark etme yetenekleri gelismistir.
_ Sosyal faaliyetlere ilgilidirler.
_ Müzikle yakından ilgilenirler.
_ Bedensel ve zihinsel gelisimlerinde farklılık yoktur.
_ Bagımsız hareket edebilme becerileri sınırlıdır.
_ Bunun için egitim programları düzenlenirken bunlara dikkat emek gerekir.
Görme Engelli Çocugun Sınıfta Degerlendirilmesi
Görme yetersizligi olan çocuklar ögrenirken nesnelere dokunur, nesnelerin
çıkardıgı sesleri dinler, koklar ve tatlarına bakar. Çocugun ögrenebilmesi için
dokunması, isitmesi, koklaması ve tat alması mutlaka faaliyete geçirilmelidir. Diger
duyu organlarını kullanarak, çocugun yeni seyler ögrenmesi mutlaka
cesaretlendirilmelidir.
Görme yetersizligi olan çocugun sınıfta olumsuz durumlarla karsılasmaması,
onun takılacagı ya da çarpabilecegi esyaların ve engellerin ayak altından kaldırılmasını
gereklidir. Çocugun, kolayca esyaların yerlerini bulmasına yardım edebilecek
düzenlemeler de yapılabilir. Eger çocuk az gören ise, oturma ve çalısması sırasında
ısıgın dogrudan gözüne gelmemesine ve ısıgın kırılarak gözüne yansımasına özen
gösterilmelidir.


(kaynak:http://www.aofdestek.net/gorme-engellilerin-egitimi-t42191/index.html)



İşitme Engellilerin Eğitimdeki Yöntemler Yazdır
Imageİşitme engelli bireylerin iletişimini geliştirmeye, konuşma dili kazandırmaya yönelik birçok yöntem vardır.

Sözel İletişim Yöntemi (Oral)
±        Bu yöntemin dayandığı temel ilke, işitme engelli kişinin işitenlerin dünyasında yaşamını sürdürebilmesi için, en yaygın iletişim biçimi olan sözel dili öğrenmesi gerektiğidir.

±        İşaret dilinin öğrenilmesinin konuşma öğrenimine kıyasla daha kolay olması sözel dil gelişimini engelleyebileceği için sözel iletişim yönteminde işarete yer verilmez.

±        Bu yöntemde işitme eğitimi, dudaktan okuma ve konuşma öğretimine ağırlık verilir.

±        İşitme engelli bireyi, ana dilini konuşabilir ve konuşulanı anlayabilir hale getirmeyi amaçlayan bir yöntemdir.

±        İşitme duyusu, bu yöntemde dil edinimi için temel duyu olarak kullanılır.

±        Bu yöntemde işitme engelli çocukların gecikmeli de olsa işiten çocuklarla aynı dil edinim süreçlerini izleyeceği kabul edilir.

±        İşitme engelli çocukların yakın çevrelerindekilerle anlamlı etkileşime girerek dillerini geliştirebileceklerine inanılır.


Doğal işitsel sözel yöntem, sözel iletişim yönteminin bir türüdür ve işitme engelli bireylerde konuşmanın geliştirilmesi, bu yöntemin temel hedeflerinden biridir. Doğal işitsel sözel yöntem, çocukların varolan işitme kalıntılarından yararlanarak, işitme kaybına uygun cihazların kullanılmasıyla, doğal ve etkileşimci ortamlarda konuşma ve dil gelişimini sağlamayı amaçlar. Ancak bu yöntemde erken teşhis, erken cihazlandırma, işitme kaybına uygun cihaz kullanımı, cihaz kullanımında sürekliliği sağlama ve erken eğitim büyük önem taşımaktadır. Dilin öğretilemeyeceği, doğal ortamlarda kazanılabileceği savunulur. Ayrıca  bu yöntemde ailenin eğitime doğrudan katılımı ve ailenin bilinçlendirilmesi vazgeçilmez bir unsurdur. Bu yöntem işaret yöntemini kullanmayı, abartılı görsel ipuçlarını içeren jest ve mimiklerini reddeder. Ancak normal konuşma akışı içinde doğallıkla kullanılan jest ve mimikler, vücut dili ve dudaktan okuma gibi görsel ipuçlarını destekler. Bu yöntemde dinleme becerisinin kazandırılması ve sesin algılanması çok önemlidir. Sesi fark etme, yerini belirleme, sesin ayırt edilmesi, seslerin sınıflandırılması ve aralarında bağlantılar kurulması ise, dinleme becerisinin gelişiminde önemlidir.

İŞARET YÖNTEMİ (Manuel)



±        Duygu ve düşünceler, nesneler, belli bir dilin harfleri veya konuşma sesleri, beden hareketlerinden oluşturulan ve görsel olarak algılanan işaretlere benzetilmeye çalışılarak iletişim sağlanır.

±        Özellikle çok ileri derecede işitme kaybı olanlar tarafından kullanılan bir iletişim şeklidir.

±        Kolay öğrenilen bir yöntem olmakla birlikte, toplumda işaret dilinin bilinme düzeyi göz önüne alındığında, işitme engelli bireyin, çevreyle iletişiminde zorlanmasına ve toplumdan uzaklaşmasına sebep olabilmektedir.

±        İşaret dilinin ilden ile, okuldan okula, sınıftan sınıfa ve hatta öğretmenden öğretmene farklılık gösteriyor olması ve kullanılan işaret sisteminde belli bir standardın olmayışı, bu yöntemle ilgili olarak yaşanan bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.



İşaret dili: Bazı nesne ve fikirlerin işaretlerle anlatılmasından oluşur. İşaret dili, konuşulan dillerin yapılarından farklı bir gramatik yapıya sahip bir dil olarak  işaretlerle (el, kol biçimleri, hareketler) ifade edilen bir iletişim sistemidir. İşaret dili daha çok doğuştan engelli olup eğitim görmemiş işitme engelli bireylerin kullandığı bir yöntem olarak bilinmektedir.



Parmak alfabesi: Belirli bir dilin harflerini parmaklarla görülür hale getirmeye dayanır. Bu yönteme göre işitme engelli kişi parmaklarıyla havada yazı yazarak iletişim kurar. Daha çok yazı dilini bilenler tarafından kullanılır. Bu yöntemin etkililiği, o dilin harflerinin parmakla anlatıma uygun olmasına bağlıdır.



Belgili (işaretli) konuşma: Dilin konuşma seslerini elle belirtmeye dayanmaktadır. Her ses için bir özel işaret kullanılmaktadır.










Öğrenme Güçlüğü Nedir
Özel öğrenme güçlüğü, bir çocuğun zekası normal yada normalin üstünde olmasına rağmen dinleme, düşünme, anlama, kendini ifade etme, okuma-yazma veya matematik becerilerinde yaşıtlarına ve zekasına oranla düşük başarı göstermesidir.
öğrenme Güçlüğü
Öğrenme ve algılama sorunu çocuğun doğumu ile başlar. Eğitim süreci içinde edinilemez. Yaşam boyu süren bir bozukluktur. Dil gelişimi ve kullanımı, konuşma, okuma-yazma, matematik becerilerini etkileyen bir sorun olduğu için, bireyin eğitimini, mesleğini, sosyal ilişkilerini, günlük aktivitelerini, benlik saygısını etkiler.
Çocuğun zihinsel yeteneği olmasına rağmen, akademik açıdan gerilik göstermesi, öğrenme güçlüğü nün en çarpıcı özelliğidir. Birçok çocuk için öğrenme güçlüğü okula başladıklarında ve akademik beceriler kazanmakta başarısız olduklarında göze çarpar
Özel öğrenme bozuklukları ( öğrenme Güçlüğü )      http://www.taniozelegitim.com.tr/ogrenme-guclugu.htm

- Beyindeki bazı farklılıklar nedeniyle öğrenme süreçlerinden bir veya bir kaçında aksama olmasıyla ortaya çıkar.
- Her çocuğun iyi olduğu yada zorlandığı alanlar vardır.
- Her çocuk kendine özgüdür.
- Görme işitme sorununa bağlı değildir.

Eğitimlerinde nelere dikkat edilmelidir ?
özgül öğrenme güçlüğü nün tedavisi EĞİTİMDİR. Bu eğitim okulda verilen eğitimden farklıdır. çocuk normal bir okulda eğitimine devam ederken bireysel yada gurup halinde özel bir eğitime alınır.
Eğitimlerinde görsel, işitsel, dokunma ve kinestetik algının geliştirilmesini, dikkat ve bellek, ardışıklık yeteneklerinin arttırılmasını, motor koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içermektedir. Ayrıca dinleme, konuşma, okuma-yazma (dil) becerilerinin geliştirilmesi, kavram ve düşünme süreçlerinin gelişiminin desteklenmesinin bu süreç eğitimi içerisinde yer almaktadır.
özgül öğrenme güçlüğünü ortadan kaldıracak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak bu sorunun yanı sıra dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, depresyon, kaygı bozukluğu gibi başka psikiyatrik bozukluklar eşlik ediyorsa bunların ilaçla tedavisi düşünülmelidir.
 

Dikkat Eksikliği nedir ?
çocuğun, yaşamının her anını etkileyen nörobiyolojik bir bozukluktur.
Dikkat Eksikliği Kimlerde görülür?
çocukların %5 inde. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3 kez daha fazla. Her sınıfta ortalama bir ya da iki öğrencide görülür.
Dikkat Eksikliği Yeni bir sendrom mudur?
Hayır. Değişik isimlerle anılmakla birlikte, 1900 lü yılların başlarından beri tanınan bir sendromdur. Günümüzde yaygın olan adları, Dikkat Eksikliği Sendromu ve Dikkat Eksikliği Sendromu ile Hiperaktivite Sendromudur.      Hiperaktivite nedir ?
çocuğun, yaşamının her anını etkileyen nörobiyolojik bir bozukluktur.

Hiperaktivite Kimlerde görülür?

çocukların %5 inde. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3 kez daha fazla. Her sınıfta ortalama bir ya da iki öğrencide görülür.

Hiperaktivite Yeni bir sendrom mudur?

Hayır. Değişik isimlerle anılmakla birlikte, 1900 lü yılların başlarından beri tanınan bir sendromdur. Günümüzde yaygın olan adları, Hiperaktivite Sendromudur.

Hiperaktivite de Sorun nedir?

Dikkati, tek bir noktaya odaklayamamak ve organize olamamak.
Hiperaktivitenin tıbbi bir açıklaması var mıdır?
Evet. Hiperaktivite Sendromu olan ve olmayan bireylerin beyinlerinin kimyasal metabolizmaları arasında farklılıklar saptanmıştır.

Hiperakitivite Nedeni nedir?

Tek bir nedeni yoktur. Konsantrasyonu sağlamak için milyonlarca beyin hücresi birarada çalışırlar.
                                        
       

        

YARDIMCILARI OLMALIYIZ!!